Bingöl ili ve yöresinde günümüzde yaşanan arı ölümleri ile ilgili görülen bal arısı hastalıkları tespiti üzerine oluşturulan komisyon Pilot Üniversitesi Koordinasyon Birimi koordinatörü Prof. Dr. Ramazan MERAL başkanlığında Öğr. Gör. Mehmet Ali Kutlu, Dr. Öğr. Üyesi Halil Şimşek, Öğr. Gör. Münire Turhan , Öğr. Gör. Buket Arıcı katılımlarıyla, 31.10.2018 günü çalışmalarını yapmak üzere Bingöl İli Arı Yetiştiricileri Birliği’nin tespit ettiği 3 adet arılığa gidildi. Arılıkta üreticilerle durum değerlendirilmesi yapıldı, arılar ve ölmüş arı kovanları incelendi, yavrulu petek ve arı örnekleri hastalık tespiti için Üniversitemizin arı hastalıkları teşhis laboratuvarına getirildi. Yapılan arılık çalışmalarında kolonilerin yavrusuz ve besinsiz olduğu, herhangi bir hastalık ve zararlı emaresinin olmadığı sadece bir arılıkta birkaç boş kovanda, kovan dip tahtasında ölü varroa zararlısına rastlandı. Alınan yavrulu petek ve arı örnekler arı hastalıkları laboratuvarında incelenmiş ve yapılan gözlemde herhangi bir yavru hastalığı tespit edilemedi.

Yaşanan bu olumsuzluk çeşitli faktörlerin etkisi altında ortaya çıkmaktadır. Bunlar;

  1. Arılarda beslenme ve popülasyon oluşumu: Her canlı türünde olduğu gibi bal arıları da yaşamlarını sürdürebilmek için besin maddelerine ihtiyaç duyarlar. Bal arılarının doğal besin maddeleri; nektar, bal ve polendir.

 

Nektar ve bal, arılar tarafından enerji ihtiyacının karşılanması amacıyla kullanılır. Arılar sadece bal yiyerek yaşamlarını sürdürebilirler. Ancak kolonide yavru yetiştirilebilmesi ve petek gözlerden çıkan genç arıların gelişmelerini tamamlayabilmeleri için mutlaka polene ihtiyaçları vardır. Ana arı, kovan içindeki depolanmış bal ve polen miktarı ile dışarıdan getirilen taze nektar ve polen miktarına bağlı olarak yumurta bırakır.

 

  1. Bingöl’de yaşanan iklim, koloni gelişimi ve hastalıklar arasındaki ilişki:

İlimizde ve bölgemizde ilkbaharın uzaması akabinde olası nektar akımı süresince istenmeyen iklim koşulları (günübirlik yüksek intensiteli yağmur ve aşırı sıcak hava ) ana nektar akımı döneminde arı kolonilerinde nektar toplamayı engellediği, kolonilerin ana nektar döneminde güçlü olan arı popülasyonuna rağmen yeterli besini temin edemediği, genel olarak hasat sonrası arı popülasyonunda tarlacı olarak görev yapan yaşlı işçi arıların büyük bir kısmının yoğun çalışma temposuna bağlı olarak yaşamını yitirdiği, diğer bir ifade ile 80 bin işçi arı popülasyonuna sahip bir koloninin hasat sonrası 60 bine düşmesi, kovanda yeterli bal olmadığı halde arıcı tarafından tamamının hasat edilmesi ve akabinde arıların beslenememesi arı hastalık ve zararlılarının başlamasına temel oluşturmuştur.

 

  1. Kovan içerisinde ne kadar bal olursa olsun polen bulunmadığı sürece yavru üretimi oldukça kısıtlıdır veya hiç yoktur. Buna bağlı olarak da koloninin gelişmesi yavaşlar veya tamamen durur. Buna karşılık petek gözlerinde ne kadar polen olursa olsun kovanda bal yoksa dışarıdan nektar gelmiyorsa veya kolonilere ek besleme yapılmıyorsa açlıktan ölebildikleri gibi, var olan kısıtlı besinin gelecek jenerasyona kalabilmesi için kendilerini imha edebilmektedirler (Yücel,2008). Bingöl’de ana nektar akımı sonrası (25 Temmuz) özellikle güçlü koloniler hızla güç kaybetmiştir. Arı popülasyonundaki bu azalmaya paralel olarak da arı zararlısı Varroa miktarı artış göstermiş olup arı kolonilerine büyük zararlar vermiştir. Varroa beslenmesini canlı arı üzerinde açmış olduğu açıklıktan sağlamakta olup kütiküla tabakasındaki bu açıklıklardan diğer hastalık etmenlerinin de girmesine ortam oluşturmuştur. Dolayısı ile Varroa miktarındaki bu artış kolonideki arıların kütiküla tabakasına zarar vermesi sonucu arıya özgü virüslerin çoğalmasına neden olmaktadır. Varroa zararlısının kireç ve bazı hastalığa karşı duyarlı olduğunu taşıyıcılığının yanı sıra arılarda stres faktörü olarak da etkili olabildiğini vurgulamaktadır (Liu,1996).

 

  1. Yapılan gözlemlerde, kovanlarda eser miktarda balın bulunduğu polenin ise olmadığı kovan ve çevresinde ölü arıların hiç bulunmadığı veya çok az bulunduğu, genellikle tarlacı arıların kraliçe arı, genç ve yavru arıları kovana terk ederek ortadan kayboldukları arıcılar tarafından ifade edildiği gözlenmiştir. Koloni çöküşü diye tabir edilen bu vaka birden fazla türde enfeksiyona yol açan bakteri, parazit, virüs ile olumsuz iklim değişimleri gibi dış etmenlerin etkisiyle oluşmaktadır (Bakonyi 2002, Yue 2007). Bingöl’de yaşanan kayıpların bir kısmı koloni çöküşü vakası olup ilimizde olduğu gibi diğer illerde de ekonomik kayıplarla ortaya çıkabilmektedir.

 

Sonuç

Yapılan arılık çalışmalarında kolonilerin besinsiz olduğu, herhangi bir hastalık ve zararlı emaresinin olmadığı sadece bir arılıktaki birkaç boş kovanın dip tahtasında ölü varroa zararlısına rastlanmıştır. Alınan yavrulu petek ve arı örnekleri arı hastalıkları laboratuvarında incelenmiş ve yapılan gözlemde her hangi bir yavru hastalığı tespit edilememiştir. Bingöl’de genel olarak yaşanan hastalık diye tabir edilen koloni kayıpların bir kısmı koloni çökmesi vakası olup, bir kısmını ise arılarda yaygın olarak görülen Varroa zararlısı oluşturmuştur.

Öneriler

Bu aşamada kolonilerin gerek iklimden kaynaklanan gerekse hasat sonrası zaman kaybetmeden taze nektar ve polen kaynaklarına taşıyarak ana arının yumurta bırakması dolayısı ile popülasyon kaybının telafi edilmesi sağlanmalı, eğer taze nektar kaynaklarına taşınamıyor ise hasattan sonra mutlaka 15-20 gün arılara polen yoğunluklu besleme yapılarak ana arının yumurtlaması teşvik edilmelidir. Hasat sonrası gerekiyor ise sonbaharı beklemeden Varroa ile mücadele yapılmalıdır.